Blog

“Babalarının ellerini erken bırakmak zorunda kalmış çocuklar”, faili meçhul kavramında simgeleşmiş isimlerin aileleri, ilki geçen yıl yapılan “Benim Babam Bir Kahramandı” adlı anma etkinliğinde biraraya gelecek. Seyirci kalmayın… 

Etkinliğin amacı Türkiye’nin yaşanılası bir geleceğe sahip olması için kahramanca ölümün üstüne yürüyen bu onurlu insanları yeni kuşaklara güçlü ve doğru bir şekilde anımsatmak. Sadece nasıl değil aynı zamanda neden öldürüldüklerini bir kez daha düşündürmek. Bu etkinliği düzenleyen Toplumsal Bellek Platformu, yitirdiğimiz aydınlarımızın isimlerini gelecek kuşaklara doğru taşımayı hedefleyip, toplumsal belleğimizi diri tutma adına birlikte neler yapılabileceğinin örneğini veriyorlar. Bu cinayetlerin ardındaki karanlık ve örgütlü güçlerin açığa çıkarılması için 6 Eylül 2009 tarihinden bu yana eylemleri, adalet arayışları sürüyor.

İlk olarak, Ağca’nın salıverilmesine ilişkin bir basın açıklaması ile dikkatleri üzerlerine çektiler. Katil-kahraman ayrımını ortaya koymuşlardı. 9 Şubat 2010 tarihli Hrant Dink duruşmasına katıldılar ve açıklamayı 1948′de öldürülen Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali okumuştu: “Biz, yıllardır, ‘mevcut yasalar ölülerimizi savunma yetkisini bize vermedi’ demek zorunda bırakıldık. Oysa yurttaşını bu kadar savunmasız bırakabilen kurumların, kendi suçlarını örtbas etmek için ne kadar çok çaba harcayabildiklerini defalarca gördük. Suçluların korunup kollanmasında ne kadar çok resmî sıfatlı kişinin seferber olduğunu gördük. Bu görüntüler nedeniyle bizim gözümüzde devlet defalarca aşağılanmış oldu. Bundan daha büyük bir aşağılamanın, daha ağır bir hakarete uğramanın olabileceğini düşünmüyoruz. Hangi kurum, hangi kurumun içindeki hangi saygın kişi incinecekse incinsin, zedelenecekse zedelensin, itibar kaybına uğrayacaksa uğrasın. Bunun asla bir canın kaybı kadar ağır olmayacağını anlamak, anlatmak zorundayız.”

İnsan İnsan – Fazıl Say (Işıl Öz – Turkish Journal)

11 Şubat 2010 tarihinde TBMM’ye faili meçhullerin gündeme alınmasını talep eden bir komisyon kurulması için bir dilekçe verdiler, Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini Canan Kaftancıoğlu o süreci şöyle anlattı: “MHP dışındaki tüm parti yetkililerinin olumlu ve duygulu reaksiyonları bu komisyonun çabucak kurulacağına dair bizleri de umutlandırdı. Ancak dilekçemiz TBMM genel kuruluna sunulduğunda AKP’nin oyları ile tüzük değişikliği yapılmaksızın bu komisyonun kurulmasının verimli olmayacağı ifade edilerek reddedildi. Halbuki bu tüzük değişiklikleri ve komisyon kurulmasını başaracak Meclis çoğunluğu AKP’de mevcuttu”

Bu karar sonrası, , “Ölülerimizi savunma yetkisini vermeyen irade kimin iradesidir?” diye sormuştu.
10 Mayıs 2010 tarihli Hrant Dink duruşmasında yine oradaydılar…

 

Babalarına dair…

zeki_tekiner

Babası 17 Haziran 1980 günü katledildiğinde henüz iki yaşında olan Aylin Tekiner, “Babamı çok farklı mevki ve hatta farklı siyasi görüşteki insanlardan dinledim. İyi bir hukuk adamı ve siyasetçi olmasının ötesinde tam bir halk adamı olması ve her siyasi görüşten insanın Mehmet Zeki Tekiner ’in gani gönüllü bir insan olmasında birleşmeleri, babamı tanımamış olmamın eksikliğini her geçen gün artırdı” dedi ve bu soyadı taşımaktan ve onun ailesi olmaktan büyük bir onur duyduklarının altını çizdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

“Beraber bir fotoğrafımız bile yok!” 

Alaz Erdost altı aylıkmış babası İlhan Erdost ’u kaybettiğinde, babasına dair hiçbir şey anımsamadığını söyledi ve ekledi: “Küçükken çoğu zaman içerledim babamla bir fotoğrafımın bile olmamasına. Ama babam o kadar özel birisiymiş ki, herkes onunla ilgili bir şey anlatıyor bana. Tanıyan herkes. Duyduklarım, okuduklarım onu çok iyi tanıttı bana. Çok özel olduğunu biliyorum, yaşamış gibi. Örneğin, ben doğduğumda ablam beni kıskanmasın diye hastaneden elinden bir kese kağıdı çikolata ile eve gelmiş ve ablama “Bu çikolataları kardeşin sana gönderdi” demiş. Ablamla benim dünyaya geldiğim günden beri bir kere ayrılmadık, ayrı kalamadık. Hiç kırgınlığımız olmadı. Bunu sağlayanın da annemin ve babamın derin sevgisi olduğunu biliyorum.

ilhan_erdostAblam da babamla ilgili soru sorulduğunda, gittiğinde 2,5 yaşında olduğunu, bir şey anımsamadığını ama anlatılanları yaşamış gibi olduğunu söylüyor. Babamızı anlatılanlardan tanıdığını söylüyor. O’ndan bahsederken hep şunu diyor: “Bizim babamız diğer çocukların babalarından farklı olarak hep 36 yaşında ve hep kalın kara bıyıklı!”

Erdost, babasına olan özlemini şöyle dile getirdi: “Bizim özlemimiz diğer özlemlerden biraz farklı olmalı. Birlikte yaşarken kaybettiğimiz birisi değildi babamız. Bizim için zaten hiç olmayan birisiydi. Biz babamızdan çok baba sevgisine özlem duymuş olabiliriz. Babamızı anlatılanlardan ve yazılanlardan tanıdığımızda da “keşke”lerimiz olmuş olabilir. Keşke onu biz tanıyabilseydik demiş olabiliriz. Keşke böyle bir babayla yaşama şansımız olabilseydi veya da. Ancak bu özlemin yaşamımızda bu kadar hissedilmemesindeki en önemli etken, bizi çevreleyen kocaman ailemizin kocaman sevgisidir. Kocaman ve hep bizimle olan…”

 

dogan_oz1

Bengi Heval Öz, “Tek bir cümle hep kafamı kurcalıyor” dedi, “Nedir?” diye sorduğumda… “Eğer babam Doğan Öz hayatta olsaydı Türkiye şu anda nasıl bir ülke, nasıl bir millet ve nasıl bir hukuk sistemi içinde olurdu? Pekçok tahminde bulunabiliriz tabii ki, ama ne yazık ki yaşatmadılar ve hiçbir vakit aslını öğrenemeyeceğiz…” diye yanıtladı.

Özge Mumcu’ya babasını ilk hatırladığı anı sorduğumda, “Salonda ilk adımlarımı attığım zaman beni bir adım daha geri giderek yürümeye teşvik etmesi. İnsan 0-6 yaş arasını hatırlamazmış ama nedense bu görüntü çok berrak” dedi.

Uğur Mumcu ’nun kendisi için kaleme aldığı bir yazı olup olmadığını merak ettim…

“1980 sonrası yazılarından derlediği “Terörsüz Özgürlük” kitabını “Kızım Özge’ye…” diyerek bana ithaf edilmiştir; kaderin de bir cilvesidir. Hem terörle çok küçük yaşta yüzleştim hem de özgürlüğümü görece kaybettim.
Kitabın ilk yazısında da şunu söyler: “Terörün

olduğu yerde, Anayasadan, hukuk devletinden, bağımsız yargıdan söz etmenin olanağı yoktur… Terörün hüküm sürdüğü ülkelerde, parlamentolar, taş yığınlarından başka işe yaramaz. Yaramadığı ülkemizde acı deneyle görüldü.
Şimdi hepimizin tek bir amacı olmalıdır. Çok yönlü kışkırtmalarında kurt kapanlarına kapılmadan, terörsüz özgürlüğü, kansız demokrasiyi kurmak ve sivil yönetimi, sağlıklı yöntemleri ve kalıcı çözümleri ile yeniden oluşturmak.” 15 Eylül 1980. 

Dolayısıyla, bu yazıyı benim için değil de ülkemizin geleceğine dair bir yazı olarak görüyorum.

Ama, özel olarak yazısı, o dönem tuttuğum günlüğümde var; orası da bana kalsın…” şeklinde yanıtladı. “Tam da eski dosyalar tekrar açılıyor, diller çözülecek derken Meclis’ten gelen karar mahkemelerin derinleşmesini istemeyenlerin ekmeğine yağ sürdü, ne dersiniz?” diye sordum…

Aylin Tekiner’in yanıtı netti: “Uzun yıllardır süren hukuk dışı uygulamalara bir yeni halkanın daha eklendiği kanaatindeyim; ancak bu bizi elbette çok şaşırtmadı. Toplumsal belleğimize derin bir çizgiyle kazınan “Sivas Katliamı”nın avukatlığına soyunanların ve bu zihniyetin halefi konumundaki bir partinin siyaset arenasındaki baskın konumu ya da özellikle 1978’den itibaren başlayan aydın kıyımını gerçekleştiren faillerin ve bu faillerle bir şekilde dirsek temasında olan kişilerin bugün TBMM çatısı altında olması bu hukuk dışılığın devamını mümkün kılıyor. Devlet sırrı kavramı ve zamanaşımı nedeniyle bu zihniyetin ekmeğine yıllardır yağ sürülüyor zaten.”

Alaz Erdost, “Bu bizim için çok da beklenmedik değildi aslında. Biz Meclis’te derin ailemizin o kadar “samimi” bir görüntüde karşılanmasından daha çok etkilenmiştik, buna daha çok şaşırmıştık. O kadar “ilgi” ile karşılanmak daha beklenmedik birşeydi bizim için. Küçük umutlar ve yürek kıpırtıları olmadı desek yalan söylemiş olmayız. Ama zaten her zaman, yaşadıklarımıza ve yaşadığımız sürece olan öfkemiz bütün herşeyin üstünde, önünde, en belirleyici duygu. Bu kararları da, bugüne kadarki adaletten olmayan tavırlarını peki

ştirdi. Kararı verenlerle failleri bir kere daha bir araya getirdi, ortaklaştırdı. Çünkü eğer doğruların ortaya çıkmasına engel oluyorsanız ve hatta eğer suskun kalıyorsanız, yanlışa ortak oluyorsunuz demektir bizim gözümüzde” dedi.

Özge Mumcu: “Türkiye’de sistemin temel özelliği özensiz olmasıdır. Soruşturma süreçleri özensiz, mahkeme süreçleri özensiz. Ama bu göstermece özensizliğin içinde ciddi bir kasıt ve art niyet söz konusu. Açıkçası, diller

in çözüleceğine, katl emri verenlerin gönüllerinin açılacağına inanmıyorum. Meclis’ten gelen karar, siyasi iradenin, elini taşın altına koyamadığını ve meclisin üzerinde bir “derin” iradenin varlığına inandıklarının en net yanıtıdır. Platform olarak yola çıkış amacımızda şunu vurguladık: “Gerçekler aydınlansın, kim incinirse incinsin”. Meclisin red kararı, “biz bu ince örümcek ağını çözemeyeceğiz; bunu aklınıza iyice sokun” anlamına gelmektedir. Herkese kaplan kesilen bir siyasi iktidar, kendi hükümranlığı süresince işlenen siyasal cinayetlerin de hesabını henüz vermemiştir; bunu da aklımızdan çıkarmayalım” diyerek, 2002′de Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin, ardından 2007′de Hrant Dink cinayetinin de bu iktidar süresince olduğunu hatırlattı. Rahip cinayetlerini de bir kenara koymadan bunları söylediğinin altını çizdi.

Canan Kaftancıoğlu ekledi: “Her ne kadar bu ret kararı bizi kuşkuya dü

şürse de, birebir konuştuğumuz AKP milletvekilleri bu konunun halen önceliğini koruduğunu ve en kısa zamanda geniş yetkilerle donanmış bir komisyon kurulmasını sağlayacaklarını ifade ediyorlar. Biz de TBMM’nin kurumsal kimliğinden dolayı inanmak istiyoruz. Ancak bu işin peşini bırakmamaya kararlıyız. Bu komisyonun ortaya çıkarabileceği ilişkilerden korkanlar bir süre daha nefeslenme fırsatı bulsa da takibimizin er geç (umarım çok geç olmaz) sonuç getireceğine inanıyoruz. Hepimiz onurlu bir mirası devraldık ve gereğini başaracak donanım, inanç, kararlılık ve sosyal desteğe sahibiz.”

“Karanlık Tek” 

“TBMM, Kurtuluş Savaşı sürerken bile, en hassas konuları, olanca açıklığıyla tartışabilmişken, neden bugün kamuoyunu yakından ilgilendiren konularda üzerine düşeni yapmıyor?” diye sorduğumda…

Alaz Erdost, “Doğrulardan, gerçeklerden korkuluyor; çünkü bu kendileri ile hesaplaşmalarını gerektirecek. Bir şeyin yanlış olduğunu kabullenmek, bunu dillendirmek, o şeyi değiştirme sorumluluğunu yükler insana. Bu sorumluluk altında ezilmekten korktukları için yapmıyorlar belki de. Bütün bunların babası-anası 12 Eylül. Darbelerin Anadolu toprakları ve insanları üzerindeki darbesi çok büyük. Sandığımızdan da fazla. Hem etki gücü olarak hem de etkilediği süreç olarak.” diye yanıtladı.

Canan Kaftancıoğlu: “ TBMM artık cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki kadar beyaz bir kağıt değil kanımca. Burjuva demokratik devrimi ve kapitalizmin doğal dinamiklerini yaşamamış olan bir devlette beklendiği gibi baştan beri de demokratik kurumlar ve tutumlar yeterli olgunluğa ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti 87 yıllık geçmişi boyunca iyisi kötüsüyle çok daha kompleks bir geçmişe sahip. Uluslararası ilişkiler, emperyalizm ve uluslararası sermayenin TBMM ve diğer devlet kurumlarına, sivil toplum örgütlerine çok daha nüfuz etmiş olabilmesi, manipule edebilmesi, gizli anlaşmalar yapılmış olması ihtimali üzücü ise de şaşırtıcı olmaz. Kaldı ki günümüzde yaşanan enformasyon akışı içinde gizli şeylerin açığa çıkması ve kurumların eleştiriden muaf kalması çok da olası değil. Dolayısıyla TBMM ve iktidar partisi de doğrudan karşı duruş almak yerine utangaç bir oyalamacaya mahkum kalıyor şimdilik. Türkiye’de her gün ortaya çıkan yeni skandallar da bu oyalamacaya zemin hazırlıyor. Bu istemlerin öne alınması ve gerçekleştirilmesi için kamuoyu baskısı ve halkın sorunlarını ne derece sahiplendiği günümüzde çok önemli. Biz de toplumda bu duyarlık ve sahiplenmeyi provoke etmeye çabalıyoruz.” dedi.

Aylin Tekiner ekledi: “Mücadelemiz devam edecek, bu derdi taşıyan bir kamuoyuyla yol alınabileceği ve TBMM’den talebimiz toplumsal bir talebe dönüşebildiği ölçüde bu sürecin zorlayıcı olacağı kanaatindeyim.”

Özge Mumcu ise TBMM’de daha önce de faili meçhul komisyonlarının oluşturulduğunu; ancak yapılan araştırma raporu genel kurula inemeden seçimlerin yapıldığını ve bu raporun kadük kaldığını hatırlattı ve bir öneride bulundu: “Faili meçhul cinayetler bir Türkiye gerçeği olduğuna göre, İnsan Hakları Komisyonu’na bağlı bir sabit alt komisyon kurulmalıdır. Meclis ziyaretlerimizde aramızdan birinin dile getirdiği gibi “Karanlık Tek”. Ama bu karanlık her neyse; bağlantıları nereye çıkıyorsa, siyasi iradenin de güçsüzlüğünü de koruyor. Derin olan devlet evet ama siyasilerde daha derin olan derin devletin korkusu!”

“Herkes suçu birbirinin üstüne atıyor, oluşturduğunuz platform ile sanki birileri panikledi” yorumum sonrası, Canan Kaftancıoğlu, bunun daha çok bir desenformasyon olduğunu düşündüğünü belirtti ve ekledi: “Zaten şimdiye kadar suçu sabit görülen tetikçiler de dahil olmak üzere, mağdurların dışında kimse ciddi bir kayba uğramadı. Hatta Susurluk olayında katillerin nasıl devlet eli ile kullanılıp kollandığını açıkça gördük (Ne utanç ülkemiz adına). Halen yargının ele geçirilmesi konusunda politik hesaplar ve oyunlar oynanmakta. Emniyet politik ve feodal bağlantılarla manipule edilmekte. Bu süreçte siyasi cinayetleri organize eden ve üzerlerini örtmeye çalışan unsurların da rol alacağı her mantıklı insan öngörebilir. Bağımsızlık ve sosyal demokrasiden yana olanlarla emperyalizmin maşaları ve fundamental nasyonalizm ve islamiyet yanlıları arasında bir satranç oyunu bu. Biraz panik ve stres olsa da katillere “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye haykırılabilen bir ülkede perde arkasındaki güç odakları halen çok sıkışmış vaziyette değiller. Yapacak çok işimiz var yani. Bunu arkamızdaki kayıplarımıza ve önümüzdeki çocuklarımıza karşı bir görev olarak kabul ediyoruz.”

Aylin Tekiner: “Biz Toplumsal Bellek Platformu olarak, “devletin bekası” düsturunun arkasına sığınarak bu toplumsal yaranın gün geçtikçe derinleştirilmesi ve Türkiye toplumunun hafıza sorununa güvenerek bu sorunun çözümsüz bırakılması nedeniyle bir mücadele içine girdik.” dedi ve nedenini şöyle açıkladı: “Hepimiz gerek dava sürecinde, gerek cenaze törenlerimizde fazlasıyla incitildik. Artık kimsenin devlet tarafından incitilmesini ve gözlerimizin içine bakarak ya da zımni bir biçimde dalga geçilmesini istemiyoruz. Mücadelemizde çok kararlıyız ve bu kararlılığın birilerini tedirgin etmesini de doğal karşılıyorum.”

Alaz Erdost: “Bu insanlar ne kadar panikleseler de çirkinliklerin içinden dünyanın en güzeli olarak çıkma yeteneğine sahipler. Zeka ve yeteneklerini de hep bu yönde kullanıyorlar. Çok paniklediklerini düşünmüyorum ama panikleseler de paniklerini yatıştırmanın yollarını gayet soğukkanlılıkla ve kendilerinden emin bir biçimde bulurlar diye düşünüyorum” dedi.

Özge Mumcu: “Biz şu anda, Sabahattin Ali’sinden Sivas Olayı’na, Umut Davası’ndan Hrant Dink davasına kadar, birbirinden farklı siyasi amaçları olduğu düşünülen cinayetlerin bir anlamda “temsilcileri” olarak yer alan bir platformuz. Ne etnik, ne dini, ne mezhep ayrımı yapmadan sadece ve saf bir adalet duygusuyla hareket ediyoruz.” dedi ve bu adalet duygusunun tanımını babasının sözlerinden aldığını söyledi:“İnsanlar öldürülürken susulmaz!” Biz cinayetlerinde susulmayan babaların, annelerin, kardeşlerin taşıyıcılarıyız; o yüzden adalet arayışımızı her zeminde dile getireceğiz. Kim incinecekse incinsin; bu yalın ve net toplumsal adalet duygusunu vurgulamaya da devam edeceğiz. Bizler mağdur muyuz? Evet, bu devletin, kontrgerilla içinde birleşen bir şekilde “uyandırılan” uluslararası terör yumağının birer mağduruyuz. Onlar mağdur mu? Evet, haklı olanın karşısından “mağdur”lar; hem tetikçisi hem emir vereni çünkü cinayet net ve kesin bir durumdur. Buradan da, sürekli ağlayan ve kendini mağdur göstermeye çalışan bir imaj çizdiğimiz de düşünülmesin; davamızdan emin olan bizleriz; gözlerimizde oluşan yaşlar kaybımızın derinliğinden; içimizde oluşan adalet vurgusu “öldürülmenin” haksızlığından. Ayrıca, panikleyenler ve platforma çamur atmaya çalışanlar zaten kendi bulundukları karanlığı da gösteriyor; çok net bir biçimde.”

“Zaman aşımı Türkiye’de suistimal ediliyor!”

Geçen yıllar içinde yapılmayan ve yapılamayanları sıralamanızı istesem, yanıtınız ne olurdu?

Aylin Tekiner: “Araştırmalar hep yüzeyde kaldı. Örneğin Susurluk Araştırma Komisyonu bir kapıyı aralamaya kalktığında devlet sırrı engeliyle karşılaşıldı, davaların derinlemesine araştırılması engellendi ve pek çok şey sümenaltı edildi. Ve elbette bir diğer önemli engel de zamanaşımı sorunuydu. Bu sorun hala devam etmekte. Bu aymazlıkları ve görmezden gelmeleri Hrant Dink duruşmasında bir kez daha bütün açıklığıyla görmek çok üzüntü verici.”

Alaz Erdost: “Bizim “Toplumsal Bellek Platformu” olarak birinci amacımız birbirimize destek olarak, birbirimizi yalnız bırakmadan, adaletin yerine geldiğini görmemiz ve direkt canı yanmayanların da buna seyirci kalmaması. Amcamız Muzaffer Erdost, bir yazısında şöyle diyor: “Cenazelerini bir kere daha kaldırmayacağımız güne değin onlar, içten içe uğuldayan bir ırmak gibi akacaklar yaşamımızın ortasından.” Bizler de failler bulunana ve yargılanana kadar kaybettiklerimizin cenazelerini hergün yeniden kaldıracağız.”

Özge Mumcu: “Devletin her aygıtının ayrı ayrı ihmalkarlığı… Emniyet müdüründen, olay yeri incelemeye, İçişleri Bakanı’ndan, Başbakana, Cumnhurbaşkanı’na, savcısına…”Akıllarına koymasınlar, Kennedi’yi bile vururlar” diyebilen, şimdinin “akil” eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel… Toplumsal bir baskının ötesinde, ailemizin dirayeti bu olayı bu noktaya getirdi. Ama bulunduğumuz nokta nedir? Biz bulunduğumuz noktayı sorgulamaya devam ediyoruz. Bombayı yerleştiren “Oğuz Demir” hala bulunamadı… Umut Davası bugünlerde karar için yeniden incelemeye alınacak.

Siyasi cinayetlerde zaman aşımının kaldırılması gerekiyor; suç suçtur. Katil katildir. Zaman aşımı Türkiye’de suistimal edilen ve bilerek suistimal ettirilen bir kavramdır.

Derin bir gücün varlığına inanıyor muyum; elbette. Ama derinliğin biz kafamızda büyüttükçe derin olduğunu biliyorum; yoksa her bir ip bir diğerine bağlanacak kadar açık ve net.”

ugur_ozge_mumcu1Son olarak, “Uğur Mumcu’nun düşlediği gibi bir ülkede yaşamak gerçek olacak mı birgün?” diye sordum…

Özge Mumcu yanıtladı: “Babamın 1981′de yazdığı “Kır Çiçekleri” adında bir yazısı vardır; içinden ağabeyim Özgür de geçer. Şunları söyler:

“Ne yazayım bugün?
Çevrenize şöyle bir bakın. Bir bakın akıp geçen olaylara, bir bakın tanık olduğunuz ya da duyduğunuz olaylara, bakın. Kimi zaman, onur çiçekleri ile, inanç çiçekleri ile bezenmiş insanlarla karşılaşırız. Kimi zaman da bin bir yalanın belini bükmüş, yolsuzlukların saçaklarına tutunup, sirk cambazları gibi sıçrayıp durmuş insan müsveddeleri ile….
Ve hep onlar kazanmış; hep onlar günlerini gün etmiş. Para mı? Onlarda. Pul mu? Onlarda. Hep bir elleri balda, bir elleri yağda, öyle yaşamışlar. Kaplumbağa gibi, bin bir yalanın sığdığı başlarını, gerekince kalın kabuklarının içine çekerek, yılan gibi kıvrılarak, bukalemun gibi kondukları, yerleştikleri yere uyarak yaşamışlardır.
Ne yazsam bugün?
Eski dosyaları mı çıkarsam? Hayır çıkarmayacağım! Geçmiş olaylardan vicdan muhasebelerine sayfalar mı açsam? Hayır, açmayacağım! Düne, önceki güne, daha öncesine mi uzansam? Hayır uzanmayacağım!
Ne yazsam bugün?
Canım bir dağ başında kır çiçekleri toplamak istiyor. Kıbrıs’tan kopup gelen ılık güney rüzgârları ile, Ege’nin güneşli sabahlarından kaçamak gelen ışıklarla, ülkemin dört bir yanından toplayacağım kır çiçeklerini bir vazoya yerleştirip “İşte” desem, işte yıllarca yazmak isteyip de yazamadığım bunlar, işte bunlar…
Çiçekler yan yana, çiçekler aynı topraktan gelme ve aynı suyun içinde; biri “İnanç” biri “Erdem”, biri “Onur…”” 

Bu cümleler üzerine diyebileceğim tek şey; “işte öyle bir şey…” Bir gün olur mu? Bunun için uğraşmaktan başka çıkar yolumuz yok; bireysel değil toplumsal olanı ön plana almayı yeniden başarabilirsekeğer”

(Turkish Journal)

Kaynak: http://isiloz.com/2010/06/%E2%80%9Cinsanlar-oldurulurken-susulmaz%E2%80%9D/

cumartesi_383_2 (1)

“Failler belli kayıplar nerede” pankartı arkasında toplanan Cumartesi Anneleri “kaybedenleri koruyan anlayış değişene kadar buradayız” dedi.

Saat 12:00′de Galatasaray Meydanı’nda toplanan kitle, 383 haftadır olduğu gibi kayıplarının nerede olduğunu sordu. Hasan Gülünay’ın çocukları ve eşinin gözaltına alınması ve işkenceci Sedat Selim Ay’ın İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcılığına atanmasını protesto etti.

İlk olarak söz alan Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin; “17 yıldır mücadelemizi sürdüyoruz. Bir çok dosya açıkladık ve isimler verdik. Biz isim verdikçe devlet tarafından ödüllendirildiklerini gördük. Bundan sonra eli kanlı katillerin isimlerini vermemize gerek yok. Kayıplarımızın hesabını bizzat Başbakan ve Hükümetten soralım” dedi. Ardından Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak söz alarak; “AKP iktidarı sözde sıfır tölerans soylemleriyle işkencicileri korumaya devam ediyor. Bu çıplak gerçeği haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızın hesabı verilinceye kadar devam edeceğiz” dedi. İHD yöneticisi Gülseren Gülünay ise “Hukuki mücadele açısından yapılması gereken birçok şeyi yaptık. Bu olayların suçlularını herkesin bilgisine sunduk. Bu çalışmalarda Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Mehmet Ağar’ı işaret ettik. Sedat Selim Ay’ın atamasıyla birlikte devletin işkencecileri koruduğunu ve işkenceyi devam ettirdiğini bu nedenle Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin ne kadar önemli bir yerde durduğu” söyledi.

Grup adına basın açıklamasını Canan Kaftancıoğlu okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

383 haftadır devlet eliyle gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbetlerinin açığa çıkarılması, faillerinin yargılanması için buradayız. 383 haftadır tüm iktidarların kayıplar sorununa yaklaşımı failleri koruyan, kollayan hukuku yok sayan bir zihniyeti devam ettirmek üzerinden şekilleniyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kaybedilen babalarını arayan Cumartesi Çocukları’na devletin yaklaşımı 20 yıl önce babalarını kaybeden yaklaşımın aynısı oldu. Onların babalarını istemeleri bu devlet için gözaltına alınma nedeni oldu.

Hasan Gülünay’ı gözaltına alarak kaybedenler korunmaya devam ediyor.Şimdi de zaman aşımı gerekçesiyle hukuka aykırı bir şekilde dosyası tamamen kapatılmak isteniyor. bu duruma itiraz eden ailesi gözaltına alınıyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde adı işkenceyle, tecavüzle,gözaltında ölümle, kaybetmeyle anılan timin amiri ise Emniyet Müdürü yardımcılığına atanıyor. Bu tim aynı zamanda Hasan Ocak’ı sorgulayan, kaybeden timdir.

…Adalet mekanizmasının mağdurdan yana işlemediği, emir komuta zincirine bağlandığı bir coğrafyada hak hukuktan söz edilebilir mi?

Bu zihniyet değişmedikçe hiçbir şey değişmeyecek.Sessiz protestomuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Kayıplarımızın akıbeti açıklanıncaya, failler yargılanıncaya kadar bu meydanlarda olacağız.

Eylem, 384′üncü haftada buluşulmak üzere son buldu…

Kaynak: http://alinteri.org/?p=16807

 

 

0 0

57_376704_343877795690088_1438307520_n

Maaşlarını zamanında istedikleri için taşeron firma tarafından işten çıkartılan Enerji-Sen’e üye 120 BEDAŞ çalışanı haklarını alabilmek için yine yollardaydı.

68 gündür Talimhane’deki BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde direniş çadırı kurarak haklarını arayan BEDAŞ çalışanları Galatasaray Lisesi önünden BEDAŞ Genel Müdürlüğü önüne kadar pankartlar ve sloganlar eşliğinde yürüdü.

işçilerini Cumhuriyet Halk Partisi de yalnız bırakmadı. CHP İstanbul İl Başkanvekili Canan Kaftancıoğlu, çok sayıda partili ile CHP İstanbul İl Kadın Kolu ve Gençlik Kolu yöneticileri, BEDAŞ işçilerinin eylemine destek vererek onlarla birlikte BEDAŞ Genel müdürlüğü önüne yürüdü.

Kaynak: http://kadin.chpistanbul.org.tr/CHP_BEDAS_ISCILERINI_YALNIZ_BIRAKMADI-haber-57.aspx

14_418430_343877855690082_917604963_n

 

Sultangazi ilçesine bağlı Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çıkan olaylar 15. yıldönümünde protesto edildi. Gazi Cemevi önünde toplanıp, mezarlığa yürüyen binlerce kişi “Gazi’nin katili Ergenekon devleti” şeklinde slogan attı.

Gazi Mahallesi’nde yaşanan olayların 15. yıldönümü nedeniyle binlerce kişi olayın meydana geldiği yerde toplandı. Sabah erken saatlerden itibaren polis bölgede güvenlik önlemi alırken, açılmayan dükkanların kepenklerine siyah bantlar takıldı. Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Balkız ve Avrupa Alevi Birliği Federasyonu Başkanı Turgut Öker ile Gazi olaylarında hayatlarını kaybedenlerin yakınlarının da aralarında bulunduğu yüzlerce kişi eski karakol binasına karanfil bıraktı. Burada yapılan basın açıklamasında, “Gazi katliamı Ergenekon davasının içine sokuldu. Fakat üzerine gidilmiyor. Bir an önce faillerinin yargılanması ve bunu yapan derin devletin ortaya çıkartılması lazım” denildi.

Grup daha sonra İsmetpaşa Caddesi’nden Gazi Mezarlığı’na doğru yürüyüşe geçti. “Gazi’nin katili Ergenekon devleti” şeklinde slogan atan grup, yaşanan olayları protesto etti. Yürüyüş sırasında, 12 Mart 1995 tarihinde kurşunlanan kahvehaneye de karanfil bırakıldı. Yüzlerce kişi yürüyüşün sonunda Gazi Mezarlığı’nda toplandı.

Olaylarda hayatını kaybeden Zeynep Poyraz’ın ablası Kibar Poyraz burada basın açıklaması yaptı. Poyraz, yaşanan olayları anlatarak, “Bu olayı nasıl unutabiliriz. Bize yaralılarımızı hastaneye götürme fırsatı bile vermediler. Saldırganları korumak için davayı Trabzon’a aldılar. Devlet bizi eşit vatandaş görseydi, hakimi, savcısı da eşit olurdu. Bu olayın sorumlusu o dönemin Başbakanı, valisi, emniyet müdürüdür. Veli Küçük’ün görevlendirdiği Osman Gürbüz ve 10 adamı bu katliamı gerçekleştirmiştir. Katliamın silahları da yakın zamanda İstanbul ve Ankara’da yer altından çıkmıştır” şeklinde konuştu.

Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Balkız ise Gazi katliamının tıpkı Maraş Madımak katliamına benzediğini ifade ederek, “Vuran, vurulan, savunan ve yargılanan da aynı. Failleri yakalayıp, yargılamak bize düşüyor” dedi.

Avrupa Alevi Birliği Federasyonu Başkanı Turgut Öker ise Ergenekon örgütüne işaret ederek, “Ergenekon adı altında şuanda Erzincan’da yapılan operasyonları görüyorsunuz. İstanbul’da görevli Alevi vatandaşlarımızı tasfiye etmeye çalışıyorlar. Birlik olmalıyız” diye konuştu.

Faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler adına açıklama yapan Canan Kaftancıoğlu da, “Yaşadığımız topraklar sürekli kitlesel ve sistematik katliamlar oluyor. Katliamların arkasındaki güçleri biliyoruz. Ortaya çıkarmak için el ele vermeliyiz” dedi.

Mezarlıkta saygı duruşunda bulunan grup, çıkan olaylarda hayatını kaybedenleri andı. Grup Yorum’un şarkıları eşliğinde anma törenini gerçekleştiren grup daha sonra Gazi Cemevi’ne yürüdü.

Kaynak: http://www.kenthaber.com/marmara/istanbul/sultangazi/sultangazi/Haber/Genel/Normal/gazi-olaylari-protesto-edildi–/fb67f7e3-433c-4bcc-abab-a62404837c98

A12030E4_07_detayA12030E4_04_detayA12030E4_01_detay

 

dsc_0669_0

“Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliği Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu konferans salonunda gerçekleştirildi. Yüksekokulumuzun konukları Dr. Canan Kaftancıoğlu ve Zeynep Altıok Akatlı idi.

Sayın Kaftancıoğlu ve Akatlı konuşmalarında, amaçlarının kamuoyunda bilinç oluşturmaya çalıştıklarını dile getirdiler. Toplumsal Bellek Platformu, öldürülen insanların sözlerini gelecek kuşaklara aktarabilmek için çaba sarfediyor. İnsan hakları gününü kutlamayı hak eden toplumlardan biri olmalıyız. Bu hak mücadelesini bıkmadan usanmadan yapmamız gerekiyor.

Konferans, Dr. Canan Kaftancıoğlu ve Zeynep Altıok Akatlı’ya katılımlarından dolayı plaket verilmesinin ardından fotoğraf çekimiyle son buldu.

Kaynak: http://beykoz.edu.tr/tr/announcement/dunya-insan-haklari-gunu

dsc_0638 (1)

0 0

gercek_haber_gazetesi_3_yilini_kutladiGazetemiz kuruluşunun 3. yılında düzenlediği bir yemekle kutladı.Yayın hayatı
boyunca eleştiren ve sorgulayan araştırma haberleri ile, bir çok sorunu gündeme
getiren Gerçek Haber gazetesi, bölgede çalışmaları ile takdir toplayan kurum ve
kuruluşlara da teşekkür plaketi verdi.

Servet Kocakaya’nın sunumu ile başlayan gecede, Gazetemiz Genel Yayın
Yönetmeni Güven Mutlu kısa bir açılış konuşması yaptı. Yerel gazeteciliğin zor
ama zevkli bir iş olduğunu vurgulayarak, okurlarla yüz yüzü sohbet etmek için böyle
bir gece düzenlediklerini anlatan Mutlu, “Sizinle yüz yüze gelmek güzel olacak,
kalemi kağıda sürterek bir kıvılcım çıkardık, üç yıl oldu kıvılcım küçük bir
aleve dönüştü, çok zor olsa da kıvılcımı çıkarmak, o küçücük alevin aydınlığını
görünce heyecanlandık, söz verdik bu ateşi artık söndürmeyeceğiz diye. Bizi
bilenler, mücadelemizi görüp destekleyenler ve her daim aydınlığı karanlığa
tercih edenler, o küçücük alevin etrafında toplanalım istedik” dedi. Mutlu,
gazeteciliğin Türkiye’de çok zor olduğunu anlatarak, “Gazetecilik zor zanaat!
Sırtımızda koca bir masraf yükü, elimizde fotoğraf makinesi, o olay senin,
bu toplantı benim koşturuyoruz. Küçük bir reklam alalım dediğimizde hep
lafı boğazımıza tıkıyorlar. Bunun bir gerçek olduğunu, gerçek haberin yerel
gazetecilikten geçtiğini er geç ülkemizde anlayacaktır. Bu taşlı yolda, bunu erken
anlayan siz değerli dosalarıma bu gün bizimle böyle bir gecede birlikte oluğunuz için
şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Mutlu, konuşması sonrasında gazete kapaklarından oluşan bir slayt gösterisi ile
konuklara sunum yaptı. İlgi ile izlene sunumdan sonra düzenlenen plaket töreni ile de
bölgenin etkin ve başarılı çalışmalar sergilemiş kurum başkanlarına plaketleri verildi.

Başarılı kurumlara plaket verildi

Eğitim alanında Özel Tay Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Karatay,
Öldürülen Gazetecilerin ailelerini bir araya getiren ve bu konuda çeşitli çalışmalar
ile Türkiye’nin gündemine gelen Toplumsal Bellek Platformu Sözcüsü Dr. Canan
Kaftancıoğlu, Mesleki Örgütler içinde eğitim çalışmalar ile halkı ve meslektaşlarını
bilgilendirme çalışmalar yapın MMMBD Büyükçekmece Şube Başkanı Toğay
Çoban, Vakıflar Arasında geniş bir kitleye hizmet eden Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı Cenğiz Altınarık, Esenyurt’un başarılı kulübü Esenyurt
Spor Kulübü Başkanı Hasan Kara, Bölgemizde ki dernek çalışmaları ile Esenyurt
Kültürevi Başakın ve İl Dernekler Birliği Başkanı Tuncer Dağ, İl Dernekler Birliği
Futbol turnuvası birincisi olan Kars Spor Başkanı Muharrem Yıldız, Gazetemize
maddi ve manevi desteklerinden dolayı Kenan İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Kenan
Terekem’e törene katılarak teşekkür plaketi aldılar.

Plaket töreninden sonra sahne alan Ahmet Satılmış, Hamide ve Ali Kocakaya, bir
birinden güzel parçaları ile eğlenceli bir gece yaşanmasına vesile oldular.

Kaynak: http://www.haberdar.com.tr/medya/gercek-haber-gazetesi-3-yilini-kutladi-h8240.html

0 0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 111 imzalı “Barış için Özgürlükçü Demokrasi” metnini imzalayanların gerçekleştirdiği toplantıya katıldı.

kemal kılıçdaroglu

111 imzalı “Barış için Özgürlükçü Demokrasi” metninin çağrıcılığını yapan Özgür Mumcu, Osman Kavala, Ahmet Şık, Mehmet Karlı, Ahmet Saymadi, Mehmet Karlı, Zeynep Altıok ve CHP İl Başkan yardımcısı Dr. Canan Kaftancıoğlu tarafından düzenlenen “Kürt Sorununun Çözümü için Atılması Gereken Adımlar” toplantısı Swissotel’de yapıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş’ın katılımıyla gerçekleşen konferans Kürt sorununun çözümünü siyasi, hukuki ve sosyal perspektifler açısından değerlendirdi.

Türkiye’nin sosyal demokrat siyaset ve sivil toplum çevrelerinde temsil gücü olan 111 sosyal demokratın CHP’li milletvekili ve parti yöneticilerini de içine alacak şekilde yaptığı çağrıdan sonra ulusalcı kanattan 7 milletvekili Meclis’te bir basın toplantısı yapmış ve Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dahilinde kamuoyuyla paylaşılan metnin PKK’ya destek anlamına geldiğini söylemişti. “Kalıcı Barış” bildirisini yazanların devam etkinliği olarak kabul edilen toplantıya CHP’nin Genel Başkan düzeyinde katılması CHP’nin barış sürecinde atacağı adımları açısından önem taşıyor.

Kaynak: Radikal

http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu_barisi_dinledi-1134809

0 1

CHP İstanbul İl Örgütü, Taksim Gezi Parkı’nda yapılan eyleme destek verdi.

Taksim Gezi Parkı’nda yapılan eyleme CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, CHP İstanbul İl Başkanvekili Canan Kaftancıoğlu, CHP İstanbul İl Başkan Yardımcıları Yılmaz Yıldız, Yüksel Mansur Kılınç, Hatice Almaca, Taşkan Uysal, CHP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Ali Gökçek ve çok sayıda partili destek verdi.

Kaynak: http://arsiv.gercekgundem.com/?p=547988

bf7164ce48a175a1ccffb4d32e921523eeb746b401101792936e5bd2c032cf1ba60940bb6bbc7864

Babası, Ardahanlı yazar Ümit KAFTANCIOĞLU’nun adını yaşatmak, onun isteğini yerine getirmek ve bununla birlikte eğitime kendi köyünde hizmet vermek gibi ulvi ve güzel bir amaçla yola çıkan, bu sayede bir anlamda dünyanın kapılarını sonuna kadar okurlara açılmasına vesile olan  Dr. Ali Naki KAFTANCIOĞLU’nun yaptırdığı Hanak İlçesi Koyunpınar Köyündeki Sadiye Abdullah TAN İlköğretim Okulu Bahçesine kurulan “Ümit KAFTANCIOĞLU Kütüphanesi”  Sayın Valimiz Selim CEBİROĞLU’nun katılımlarıyla törenle hizmete girdi.

IMG_1449 (550 x 368)

Dr. Ali Naki KAFTANCIOĞLU, babasının köyü ile ilgili isteğinin yerine geldiğini belirterek, bundan sonra kütüphanenin yaşatılması ve sürekli faal olmasının köylüler, öğretmen ve öğrencilerle mümkün olduğunun altını çizdi.

Valimiz Selim CEBİROĞLU, hayır yapmanın herkese nasip olmadığını belirterek, böyle eserleri yapanlara ve ilime, eğitime yapılan böylesi yatırımlara teşekkür ettiklerini söyledi.

Kaynak: Ardahan Valiliği

http://www.ardahan.gov.tr/default_B0.aspx?id=50

IMG_1431 (368 x 550) IMG_1473 (550 x 368)

0 0

Tutuklu gazeteciler için, Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından hafta içi her gün düzenlenen “Tanıklık Günleri”nin ikincisi bugün Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirildi.

8cdde00b048b1884

Tanıklık Günleri’nin ikincisinde tutuklu gazetecilerin aileleri ve meslektaşları, Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelerek “Biz meslektaşlarımıza tanığız. Onların onurlu mücadelesine tanığız; onların gazetecilik faaliyetlerine tanığız” dediler.

DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan, Yürüyüş Dergisi’nden Naciye Yavuz, Özgür Halk Dergisi’nden Ömer Faruk Çalışkan, Heviya Jine Dergisi’nden Sultan Şaman ve Cumhuriyet Gazetesi’nden Mustafa Balbay’ın çalışma arkadaşları ve akrabaları, tutuklu gazeteciler için Çağlayan Adliyesi önünde tanıklık yaptı. Eylemde, “Özgür basın susturulamaz” sloganı atıldı.

Eyleme, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İl Başkanvekili Canan Kaftancıoğlu ve İl Yönetim Kurulu Üyeleri Gülizar Emecan, Ali Haydar Kahraman, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, ESP MYK üyesi Ongun Yücel ve Emekli-Sen üyeleri de destek verdi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu adına konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, GÖP’ün 2010 yılının Ağustos ayında, 90 meslek örgütünün bir araya gelişiyle kurulduğunu belirtti.

‘TCK VE TMK DEĞİŞTİRİLSİN’

2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nda, 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklere o dönem itiraz ettiklerini hatırlatan Erinç, “Bu değişimlerin mesleğimizi ve Türkiye’deki ifade özgürlüğünü bu hale getireceğini söylemiş ve bazı maddelerin değiştirilmesini, bazı maddelerin kaldırılması istemiştik” dedi. 102 tutuklu gazeteci olduğuna dikkat çeken Erinç, uzun tutukluluk sürelerini eleştirerek, Özel Yetkili Mahkemeler’in yetkilerinin sınırlandırılmasını ve ‘terör’ tanımının yeniden yapılmasını istedi.

161e58de7481322c

İDDİANAMELER BİLE SUÇ DELİLİ

Dicle Haber Ajansı muhabiri Çağdaş Kaplan için yapılan tanıklıkta, 2008’den beri DİHA’da çalışan Kaplan’ın 5.5 aydır Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulduğuna ve iddianamede Kaplan’ın yaptığı 16 haberin, haber amaçlı telefon görüşmelerinin, takip ettiği davaların iddianamelerinin evinde bulunmasının suç delili olarak sunulduğuna dikkat çekildi.

e530ad9c129c3724

BABA KAPLAN: ÇAĞDAŞ’IN SELAMI VAR

Kaplan’ın babası Nesim Kaplan, Çağdaş Kaplan’ın emek gazeteciliği yapan bir gazeteci olduğunu ifade ederek, “Bir gazeteci ne zaman hedef gösterilir, doğruları yazdığı zaman hedef gösterilir. Benim oğlum da doğruları yazan genç bir gazeteciydi” diye konuştu. Nesim Kaplan, tutuklu gazetecinin Kandıra F Tipi Cezaevi’nden selamlarını getirdiğini söyledi.

 

‘BURAYA GELEN GAZETECİ İŞ BULAMAZ’

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a tanıklık eden Cumhuriyet yazarı Şükran Soner, şunları kaydetti: “Olağan dışı koşullarda, olağan dışı bir güçle üretmeye başladı. İçeriden yazdığı yazılar ve kitaplarla olağan dışı koşulları anlattı.”

Soner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Benim içimi sızlatan, meslek hayatının başındaki genç insanların hayatlarının karartıldığını toplum anlamıyor. Buraya gelen hiçbir yazarın iş bulma ya da program yapma şansı yok.”

Kaynak: http://arsiv.gercekgundem.com/?p=464795