Canan Kaftancıoğlu: ”Bu ülkede sayısız aydın insan katledildi”

DSC_0053

Toplumsal sorumluluk proje çalışmaları ve sivil toplum örgütleri ile gerçekleştirdiği etkinliklerle tanıdığımız Dr. Canan Kaftancıoğlu, aynı zamanda doktor, siyasetçi ve anne sıfatlarını da taşımakta. Öğrencilik yıllarından beri toplumsal sorumluluk projelerinin içinde olan Kaftancıoğlu, halkın içinde olup, halkına hizmet etmeye çalışan aydın bir kişi. Türkiye’yi bilen biri olan Kaftancıoğlu ile Alternatif Doğuş Gazetesi olarak kendi yapıp ettiklerini ve Türkiye’de yaşanan durumları konuştuk. Bizi, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda sıcak ve samimi bir şekilde ağırladı. Yine aynı samimiyet ve gerçeklikle sorularımıza yanıt verdi.

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimi kısaca, adımın önüne hiçbir sıfat koymadan sadece Canan olarak tanımlıyorum. Nasıl bir Canan?  Doktor, siyasetçi, anne, yönetici gibi sıfatlarım olsa da sadece Canan. Doğduğu günden itibaren yaşamı mücadele ile geçen, çevreyi, insanları ve elbette hayvanları seven, yaşadığımız dünyaya karınca kararınca bir anlam katmaya çalışan, bunun için emeğini sakınmayan ve belki de en önemlisi insan olmaya ve insan kalmaya çalışan Canan diyebiliriz.

Sizce başarının altındaki en önemli faktör nedir?

Başarının altındaki en önemli faktör, çalışmanın yanında inanmak ve sistematik olmaktır. Sistematik olmayı en az diğerleri kadar önemsiyorum başarıya ulaşmada. Yapacaklarınızı bir sistem zincirine oturtmazsanız ne kadar çalışır ya da inanırsanız inanın başarıya ulaşmanız zordur bana göre.

Ümit Kaftancıoğlu’nun hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Ümit Kaftancıoğlu’nun hayatıma etkileri, 10’lu yaşlarımda başlamıştı. İlkokul yıllarında okuduğum “Dönemeç” isimli hikâyesiyle tanımıştım Kaftancıoğlu’nu.  Dönemeç, Kaftancıoğlu’nun arkadaşları ile birlikte yayan yapıldak, köyünden Cılavuz Köy Enstitüsüne yaptığı yolculuğun anlatıldığı hikâyesidir. Bu hikâyeyi okuduğumda hissettiklerim bugün gibi aklımdadır. Fakirlik içinde geçen çocukluk, okuma azmi, dostluk, Anadolu gerçeği gibi bir çok unsuru hikâyede görmüş ve kendi yaşantımdaki ortaklığına şaşırmıştım daha o yaşta. Devamında 1995 yılında mecburi hizmet yıllarında eşim Ali Naki Kaftancıoğlu’yla tanışmamla birlikte Ümit Kaftancıoğlu’nu daha yakından tanıma imkânım oldu. Öncesinde sadece Yazar, TRT Yapımcısı olarak bildiğim Kaftancıoğlu’nun aynı zamanda çok bildiğimiz Türkülerin derleyicisi olduğunu (Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar, Evreşe Yolları),Köyüne, insanına olan sevgisi, ülkesini çok sevdiği, hiç bitmeyen çalışma üretme azmi ve ülke çıkarları için korkmadan ve inanarak yaşamını yitirmeyi göze alması, her şeyden önemlisi bir “Aydın”ın nasıl olması gerektiğini öğrendim. Siz de takdir edersiniz ki günümüzde bu tanıma uyan insanları bulmamız çok kolay olmuyor. Bu ülke Kaftancıoğlu ve O’nun gibi nice aydınını yitirdi. Yolumuzu ışıttıkları için her birine minnet borçluyuz.

Bu ülkede düşünceleri nedeniyle birçok aydınımız öldürüldü. Şimdi ise benzeri nedenlerden dolayı yine birçok aydın-yazar kişiler içeriye alınıp yaşarken öldürülmeye çalışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

Aydın olmak zordur. Aydın olabilmek sorumluluk ve cesaret işidir aynı zamanda. Sizinde belirttiğiniz gibi bu ülkede sayısız aydın insan katledildi. Bu durum sadece Türkiye’ye mahsus bir olay değil tabii. Tarihin her döneminde yaşadığı topraklarda; doğruları söyleyen, sömürü sistemine karşı gelen, halka doğruları göstermeye çalışan özet olarak toplumun gelişimi ve dönüşümünü sağlayabilecek nitelikte insanlar yani kısaca aydınlar hedef olmuşlardır. İnsanlık tarihine baktığımızda sömürüye yönelik bir düzen, bu düzene karşı çıkan aydınların çatışmasını görmekteyiz. Aydınlar kimi zaman zindana atılmış, kimi zaman sürülmüş, kimi zaman öldürülmüştür. Farklı dönemlerde aydınlarımız farklı yıldırmalara maruz kalmış yöntemler değişmiştir ama değişmeyen tek şey aydınların her türlü baskıya rağmen doğrudan şaşmama azmi olmuştur.

Toplumsal Bellek Platformunu kurmaya yönlendiren duygu ve düşünceleriniz nelerdi?

Çok uzun yıllardır Türkiye’nin okuyan, anlayan insanlarının vicdanında kanayan bir yara failleri meçhul bırakılan siyasi cinayetler. Yakınları öldürülen aileler eli erdiğince yakınlarını unutturmamaya çalışsa da bireysel çaba ve etkinliklerin geniş kitlelere ulaşmadığını düşünüyor ve bir şeyler yapılması gerekliliğini hissediyordum. Aileler ya da meslek örgütleri tarafından gerçekleştirilen anmaların da çoğu zaman alışılageldik bir formaliteyi yerine getirmenin ötesine geçmediğini gözlemliyordum. Bir şeyler yapmalı diye düşündüğümüz bir anda Kaftancıoğlu ailesi olarak, topluca bir anma etkinliğinin anlamlı olacağını düşündük.

“Benim Babam Bir Kahramandı” adlı anma etkinliği 21 Haziran 2009’da geniş toplum yankısı yaparak cisimleşti. Düşüncenin özgürce ifade edilebileceği ülke özlemiyle diye yazmıştık afiş ve davetiyelerimize. Babalar günüydü bu tarih. Etkinliğin babalar gününe denk gelmesinde 16 yıldır babalar gününde çocuklarına belli etmese de biraz mahzunlaştığına tanık olduğum Ali Naki’nin payı var sanırım. “Babalarının ellerini erken bırakmak zorunda kalmış çocuklar” diye başlamıştım konuşmama. Ama bu anne, kardeş ve eş kaybını da içine alıyordu aslında. Yalnızca günün anlamına göre kullanılmış simgesel bir isimdi.

 

Bu platformun amacı nedir ve platformdaki ailelere nasıl ulaştınız?

Etkinlik için ailelerin bir kısmına biz ulaştık. Bize ulaşan veya ulaşamadığımız aileler de oldu.
Etkinliğin amacı Türkiye’nin yaşanılası bir geleceğe sahip olması için kahramanca ölümün üstüne yürüyen bu onurlu insanları yeni kuşaklara güçlü ve doğru bir şekilde anımsatmaktı. Sadece nasıl değil aynı zamanda neden öldürüldüklerini bir kez daha düşündürmekti.

 

Sizce şimdiki siyasi iktidar, faili meçhul cinayetlerinin çözümünde nerede yer alıyor?

Etkinlik sonrası sürdürdüğümüz görüşmelerde, ruhlarımızın ve akıllarımızın ne kadar çok birbirine benzediğini sevinç ve gururla gördük. Bir aile olduğumuzu hissettik. Aileye her geçen gün yeni bireyler eklendi ve üzülerek gördük ne kadar geniş bir aile olduğumuzu. Bu isimleri gelecek kuşaklara doğru taşımayı hedefleyip toplumsal belleğimizi diri tutma adına birlikte neler yapılabileceğimizi konuştuk. Bu konuşmalar sırasında tüm ailelerin geçmişte yaşadıkları ve karşılaştıkları hukuksuzluğun birbirinin neredeyse aynısı olduğuna tanık olduk. Adalet arayışımız, bu cinayetlerin ardındaki karanlık ve örgütlü güçlerin açığa çıkarılması için ortak bir çabaya dönüştü. Arkamızda hissettiğimiz halk ve medya desteğinin bizlere yüklediği çağın sorumluluğu ile 6 Eylül 2009 tarihinde Toplumsal Bellek Platformu çatısı altında birleştik.

 

3. Yargı Paketiyle birlikte 12 Eylül 1980 öncesinde işlenen cinayetlerin tetikçileri salıverildi. Böyle bir kararı nasıl değerlendiriyorsunuz. Ve bu karardan sonra AKP’nin bu konuyla ilgili olarak atacağı adımları gerçekçi buluyor musunuz?

İktidar yani AKP’nin faili meçhul bırakılmış cinayetleri çözeceğine yönelik hiçbir söylemi inandırıcı değildir.  Neden mi? Hepimizin bildiği gibi faili meçhullerin sayıca çok fazla olduğu 80 darbesinin bir ürünü olan ve bu darbeden beslenerek iktidara gelen bir partinin faili meçhul cinayetleri çözeceğine inanmak fazla iyimserlik olur. Kaldı ki Toplumsal Bellek Platformu olarak TBMM’den istediğimiz Komisyon kurulması önerisi her seferinde AKP tarafından reddedildi. Yine Sivas Katliamı sanık avukatlarının bu zihniyetin milletvekili olduğu örneği, seçim zamanı faili meçhulleri ağzından düşürmeyen, meclis kürsüsünde timsah gözyaşları döken ama sonrasında kılını bile kıpırdatmayan bir zihniyet faili meçhulleri çözebilir mi?   Biz TBP olarak tüm siyasi partilere çağrıda bulunmuş ve “Gerçekler ortaya çıksın, kim incinirse incinsin” demiştik. Faili meçhul cinayetlerin çözülmesi demek, derin devletle de hesaplaşmak demektir. Samimi bir şekilde derin devlet yapılanmasını deşifre edecek, taşın altında kim kalırsa kalsın gerçekleri ortaya çıkaracağız diyen bir irade yok ortada. Sözde derin devletle hesaplaşıyoruz diyerek kendine muhalefet eden herkesi Silivri’ye gönderen bir zihniyetin faili meçhulleri çözeceğine inanmak saflık olmaz mı? İktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini gösteren yüzlerce sayfalar dolusu örnek verebiliriz. Ne yazık ki siyasi tarihimizin hiçbir döneminde de böyle bir irade ne olamamış. Ancak bu iktidar kadar da fütursuz davranan olmamıştır herhalde.

Evet, 3. Yargı paketiyle birlikte birçok cinayet sanığı salıverildi. Hatta başbakana ve” yetmez ama evet” diyenlere selam yolladılar. Bu durum bile iktidarın bu konuda ki samimiyetsizliğini göstermeye yeter. Düşünün Sivas Katliamı davasında zamanaşımı kararı için “Hayırlı olsun” diyen, sanık yakınları için “hapistekilerin de yakınları gözyaşı döküyor, onlar da bizim evlatlarımız” diye açıklama yapan, Diyarbakır’da Ape Musa’ya selam yollayıp devamında kitaplarını toplatan bir irade faili meçhullerin konusunda ne kadar gerçekçi olabilir?

 

Sizin gözünüzde şimdiki Türkiye’de adalet kavramı nedir?

İrlandalı yazar Samuel Beckett’in Godot’u beklerken isimli bir eseri vardır.  Eserde insanlar Godat’un geleceğine ve onun gelmesiyle birlikte sorunların çözüleceğine o derece inanmışlardır ki sürekli Godot’u beklerler. Bin bir türlü umutla ama Godot bir türlü gelmez. Benim ülkemde ki adalet kavramı da böyle. Godot’u bekler gibi adaleti beklemeye başladık. Godot gelmemişti ama dilerim adalet gelir bu güzel ülkeme. Tabi adaletin gelmesi için sadece beklemek yetmez. Hukuk, sadece hukuk hatta düşmanımız için bile hukuk diyerek hep söylenen ama pratikte uygulanmayan hukukun üstünlüğü kavramını etkin kılmanın yollarını aramalıyız hep birlikte. Bu konuda hukukçulara olduğu kadar toplumun her ferdine önemli görevler düşmekte. Ahlaklı, ilkeli ve hukuk kuralları ile bezenmiş bir yaşamı kendimize ilke edinmeli ve bunu toplumun tüm katmanlarına yayabilmeliyiz.

 

Bugüne kadar birçok toplumsal projelerde yer aldınız. Bundan sonra gerçekleştirmek istediğiniz neler var?

Yaşama dair hedeflerim var. Toplumsal mutluluğun olmadığı yerde bireysel mutluluğun olamayacağını düşünenlerdenim. Her ne kadar anketlerde Türk Halkı mutlu gibi çıksa da böyle olmadığını sanırım hepimiz biliyoruzdur. Toplumsal mutluluğumuzu sağlayabilmemiz adına siyasal, sosyal ve kültürel, yaşamın her alanında Canan olarak bundan sonra da var olacak ve sorumluluk almaktan kaçınmayacağım.

 

Son olarak yerel seçimlerde aday mısınız?

Biraz önce de belirttiğim gibi yaşamda sorumluluk almaktan hiçbir zaman kaçınmadım ama pek sorumluluk talep ettiğim söylenemez. Sadece işimi iyi yapmaya çalıştım. Yaşamın olağan akışı içinde yaptıklarımız ve yapamadıklarımızın bizleri bir yerlere taşıyacağını düşünenlerdenim. Geldiğimiz noktada en iyiyi yapabilmek hedef olmalı. Ben de şu anda bulunduğum CHP il Başkan Vekilliği görevini layıkıyla yapmaya çalışıyorum. .  İnsanların nerede oldukları değil, ne yaptıkları ile ilgiliyim. Kendim için de bu durum geçerli elbette. Siyaseti bir meslek olarak kabul etmediğimden mesleki bir kariyer planlaması yapar gibi ne zaman nereye aday olacağımı ya da olmayacağımı düşünmeyi de gerekli bulmuyorum açıkçası.

Röportaj: Çetin Yılmaz
Foto: İpek Çetin

Kaynak: http://www.alternatifdogus.com/haber_detay.asp?haberID=796